15 Ekim 2014

Son Kuşlar

Yine severek okuduğum bir Sait Faik kitabı… O’nun, Burgazada’ya, denize, balığa, balıkçılara, oltaya, ağlara,… olan tutkusu malum. Son Kuşlar’da da bu güzelliklerle harmanlanmış hikayeler var. Sait Faik’in bazı hikayelerinde beni için için coşturan ve yaşama sevincimi körükleyen bir taraf var. Son Kuşlar da bende bu etkiyi yaptı.

Eser, İş bankası Kültür Yayınları’nın birbirinden bağımsız toplam 19 hikayeyi bir araya getirmesiyle oluşmuş. En sevdiklerim, “Haritada Bir Nokta”, “Gün Ola Harman Ola” ve “Kırlangıç Yuvasındaki Kadın” adlı hikayeler oldu.

Son sayfalarında Darüşşafaka Eğitim Kurumları (kuruluş: 1863) ile bağlantısını anlatan yazıyı okuduğumda Sait Faik'i bir kez daha sevdim.
Alıntılar:

“Bulamayan” dan:
Ölümden daha korkunç şey olur mu diyeceksiniz. Olur: Felaketlerin en büyüğü akıldır. Onu yarım yamalak bile olsa bulduktan sonra kaybetmek, ölümlerin içinde en dehşetlisidir.

İşte Kınalı İskelesi… Kınalıdan da vapurumuz kalktı. Artık denizin dibi kapkaranlık kesildi. Denizin dibine iki yüz metreden sonra, yedi rengin yalnız moru girer. Orada hiç bitmeyen lacivert bir gece vardır. Bu gecenin içindeki canlıların ışıkları kendiliklerindendir. Tıpkı yıldızlar gibi.
“Gün Ola Harman Ola” dan:

"Siz bir adamı hiç görmeden, iki dakika evvel öyle bir adamın İstanbul ilinde yaşadığını bile bilmeden, birdenbire, zanaatından ve adından seviverdiniz mi? İçinizi hiç bilmediğiniz bir İstanbul semtinin akşamı kaplarken ve evinin önünde oturup sigara içen, gözkapakları kirpiksiz ve kıpkırmızı ihtiyar bir adamı hayranlıkla, sevgiyle, saygıyla andınız mı? Hiç içinize taş gibi, ağır bir su gibi bir sevgi oturdu mu? Oturmamışsa Allah aşkına vazgeçin şu yazımı okumaktan.

“Haritada Bir Nokta” dan:

"Tabiat, çoğunca dosttur. Düşman gibi gözüktüğü zaman bile insanoğluna kuvvetini ve kudretini tecrübe imkanları veren, yüz vermez bir babadır. Fırtınasında kayığını batırdığı zaman yüzmesini, rüzgarında kulübenin damını uçurduğu zaman daha sağlamı, daha hünerliyi bulmayı öğretiyor; canavarıyla karşı karşıya bıraktığı zaman adale kuvvetini sınıyordur.

“Kırlangıç Yuvasındaki Kadın” dan:

İstersem kırlangıç yuvasına bir kadın oturtur, saçlarını taratırım. İstersem kırlangıç yuvasına ateşböceğinden bir avize takarım. İstersem kırlangıçla yuvasındaki kadına, sanki günahmış gibi, günah işletirim bu ışığın altında. Derim ki, bir kırlangıç bütün bir yaz boyunca tam iki milyara yakın kumuç, tatarcık, sinek avlar. Ne dersem derim. Kimsecikler karışmaz. Birçokları sevinirler de, insanoğlunun insanoğluna yaptıklarını görüp de anlatmadığıma… Ne yapayım, benim zanaatım da bu: Yazı yazmak…"

# #

Yazar: Sait Faik Abasıyanık
Türkiye İş Bankası Kültür Yay.

Sayfa sayısı: 137

13 Ekim 2014

İçimizde Bir Yer

İçimizde besleyip büyüttüğümüz, zaman zaman yansıttığımız, zaman zaman dışa vurmaktan çekindiğimiz, zaman zaman varlığından haberdar bile olmadığımız duygularımızın tercümanlığını yapıyor Ahmet Altan. Kendi iç sesini çokça dinlemiş, içerde neler olup bittiğine çokça dikkat etmiş belli ki. Ve ortaya yılların tecrübesiyle sınanmış, özenle damıtılmış duygular çıkmış… Hem de öylesine enfes, öylesine rahat bir üslupla anlatılan…

Alıntılar:

Şaman büyücülerin kötülüklere karşı omuzlarından geriye attıkları tuz parçacıkları gibi maziye doğru fırlatıp attığımız hatıralar, bir hayaletler panayırında canlanıveriyorlar. Tek tek bütün günleri buluyorsunuz o panayırda. Şu çok sevindiğim gündü, şu beni acıyla kıvrandıran gün, hangisinin ne zaman geleceğini bilmiyordum ve hepsi geldiler. Binlerce siyah balon gibi uçtular semalarımda. Her biri patlayıp içinden bir başka renk, bir başka hayat, bir başka yüz, bir başka duygu çıkarttı.”
Çıplak bir çingene çocuğu gibi günlerin arasında eşinip neyi arayacağım? Huzur mu isteyeceğim, heyecan mı, şeytan uçurtmaları gibi uçup gideceğim günler mi isteyeceğim, unutulmuş bir verandaya bırakılmış eski bir koltuk gibi durduğum yerde durmayı mı?

Hatıralarla, en acılarıyla bile başa çıkabiliyorum. Gelecekle ilgili sorularla da başa çıkarım. En tehlikeli, en korkutucu, en yakıcı olanlarıyla bile…
Aşk geldiğinde, ellerinizi açıp avuçlarınızda sıkı sıkıya tuttuğunuz gerçeklerin akıp gitmesine izin verin. O, size daha iyisini verecektir. Ellerinizi açmazsanız yok eder sizi.

İçimizi huzurlu kılacak, isteğin şefkatle karıştığı bir sarılışın bizi ikna edebilecek bir taklidi yok. Sesimiz gibi sarılışımız da çok derinimizden, içimizden geliyor ve taklit edemeyeceğimiz kadar bize ait.
Bu söylediğimin doğru olup olmadığından hiç emin değilim ama, bana öyle geliyor ki sanki hepimiz içimizde bir başkası için ayrılmış bir yerle doğuyoruz. Bir parçası kayıp bir bulmaca gibi…

Bazı sahneler, bazı cümleler vardır ki, okyanusların en karanlıklarında yüzen fosforlu balıklar gibi hafızanızın derinliklerinde ışıklar saçarak yalnız başlarına dolaşırlar. Kendi içinize kapandıkça, yalnızlaştıkça, hayatın görünen yüzünden kaçıp diplere daldıkça, o sahnelerle cümlelerin ışığı daha keskinleşir, renkleri daha canlanır. Onlara dokunmak istersiniz.
Hep aynı güçle özledim. Özlemeyi hep iyi bildim. Kavuşmakta ise hep acemiyim.

# #
Yazar: Ahmet Altan

Alkım Yayınevi-2004
Sayfa sayısı: 160

9 Ekim 2014

5 Eylül 2014

Düşüş

İlk okuyuşumda bana pek yavan gelse de ikincisinde daha farklı hissettirdi.  Seviyorum kitaplara ve kendime ikinci bir şans vermeyi.

Kitabın ana karakteri, aynı zamanda anlatıcımız. Sayesinde, bir nevi monolog okuyoruz.

Belirli bir olay örgüsü olmayan eserde, insanlara ve hayata dair pek çok sorgulama var. Bir cezaevi yargıcı olan Jean Baptiste Clemence, kendi özeleştirisini yapan, bir yandan kendisini yargılarken, bir yandan da brujuvaziyle hesaplaşmaya çalışan bir karakter. Hal böyle olunca, Jean Baptiste Clamence’in mesleğinin cezaevi yargıçlığı olması hiç de tesadüf değil sanki.

1957 Nobel Edebiyat Ödüllü eser, “olmazsa olmaz” larımdan biri olamadı ama hem bana, hem de kitaplığıma farklı bir renk kattı.


Alıntılar:

Ama mutlu olmak için başkalarıyla fazla ilgilenmemek gerekir. Bunun üzerine çıkış yolları kapanır. Ya mutlu ve yargılanır ya da sefil ve bağışlanır olacaksınız.

İnsan ölümsüzlük oyunu oynar. Birkaç hafta sonra ise, yarına kadar gövdesini sürükleyip sürükleyemeyeceğini bile bilmez.”

# #

Yazar: Albert Camus

Fransızca aslından çeviren: Hüseyin Demirhan

Can Yay. 13. Basım

Sayfa sayısı: 120

31 Ağustos 2014

...



2011’ de İran’da -ilk defa- düzenlenmiş olan “kitap” konulu karikatür yarışmasında birincilik ödülü almış olan Mehdi Mohammadi Rouzbahani’ye (İran) ait karikatür.

 
 
Aynı yarışmada ikincilik ödülü almış olan Naser Moghadam’a (İran) ait karikatür.
 
Aynı yarışmada üçüncülük ödülü alan Florian Doru Crihana’ya (Romanya) ait karikatür.

20 Ağustos 2014

Antik Acılar Ve Makiler


Bilmem kaç yıl aradan sonra, bilmem kaçıncı kez tekrar okudum.
Kısacık dizelerden, insanı derin derin düşündüren ve içine işleyen devasa şiirler çıkar mı? Çıkıyor. Bunun birer örneği Antik Acılar ve Makiler… Bundan 16 yıl önce, Sunay Akın’ı tanımama ve sevmeme vesile olan, varlıkları bile mutlu olmama yeten, Çınar Yayınları’ndan çıkmış (1997), 63 sayfalık bu iki dünya güzeli, her okuyuşumda beni, -sadece benim bildiğim o tanıdık duyguyla- sarıp sarmalar.

Daha n’olsun?