17 Aralık 2014

15 Aralık 2014

Hayalperestler


Patti Smith’in, çocukluğuna giderek bazen özlemle bazen hüzünle andığı hatıralarını kaleme aldığı, şiirsel bir dille yazılmış bir kitap.
Alıntılar:

Zaman geçiyor ve onunla birlikte bazı duygular da kayboluyor. Ancak o çayırlık arazinin büyüsü, orada olup bitenlere dair duygular arada bir yüzeye çıkıyor. Bunu yaşamak için illa doğada olmam gerekmiyor. Bazen bir kitabın sayfalarında çıkıveriyor bazense Millet’in bir tablosunda ya da Corot’nun kullandığı tonlarda… Bir sanat galerisinin uzun koridorunda yürürken –elbette Flaman ışığında- tüm bunlar aklıma geliyor. Kendimi çayırın üzerinde görüyorum. Havadayım. O zaman ne hissettiysem aynısını hissediyorum. Kelimelere dökmenin mümkün olmadığı tertemiz bir neşe duygusu…”

Çocukken ne mutluyuzdur. Işık, mantığın sesiyle nasıl da körelir. Bu hayatta taşı düşmüş yüzükler gibi dolanıyoruz. Ama sonra bir gün bir yerden köşeyi dönüyoruz ve bir de bakıyoruz ki, karşımızda, yerde yatıyor; mücevher gibi kesilmiş ışıl ışıl bir kan damlası… Hayalet değil gerçek. Dokunup rahatsız edersek yok olabilir. Ama bir adım atmazsak da hiçbir şey düzelmeyecek. Bu bulmacayı nasıl çözeceğiz? Bir yolu var: Dua edin. Kendi duanızı söyleyin. Nasıl söylerseniz söyleyin, fark etmez. Çünkü bittiğinde saklamaya değer tek mücevhere, bağışlamaya değer tek tohuma siz sahip olacaksınız.”

# #
Yazar: Patti Smith

Çeviren: Emre Ülgen Dal

Domingo Yay.

Sayfa sayısı: 92

1 Aralık 2014

Aklını Arayan Çocuk

Damla ve arkadaşlarının maceralarını okuduğumuz renkli bir kitap Aklını Arayan Çocuk. Elma Yayınevi’nin, Balık Çorbası adlı kitabı ile birlikte gelen hediyelerinden biri. Önce pek sempatik bulduğumuz ismi ile fethetti kalbimizi, sonra da resimleriyle…

Damla ve arkadaşlarının gündelik yaşamları, kitabı okuyan çocukların pek çok ders çıkarabilecekleri şekilde yansıtılmış. Hikayeler, onların sorumluluk bilincinin gelişimi üzerine özenle hazırlanmış. Vicdan İleri’nin illüstrasyonlarıyla renklenmiş. Kitap resimlemenin çocuklar üzerinde oldukça etkili olduğunun bir kanıtıydı bu kitap da. Zira kitabı ona okumaya başlamadan önce kızım “önce sayfanın resmini gösterip sonra okur musun anne?” diye uyardı beni. Belli ki, anlatılanlarla resimleri hayal dünyalarında birleştirip hikayeyi yürütmek çok daha keyifli, etkili onlar için. Tıpkı çocukken benim de yaptığım gibi.

Yalın bir dil kullanılmış. Yormuyor, sıkmıyor. Önce kızıma okudum, aradan birkaç ay geçince kendisi okudu. Pek sevdi. Arşive de almalı dedik. Blogta yer alan ilk çocuk kitabı olsun istedik.

Belki daha sonra “Balık Çorbası” ndan da bahsederiz. Neden olmasın?

# #

Yazar: Özden Aslan

Resimleyen: Vicdan İleri

Elma Yayınevi

3. Basım

Sayfa Sayısı: 168

 

30 Kasım 2014

...

 
Kürşat Zaman

23 Kasım 2014

Yaşlı Adam Ve Deniz


Santiago isimli Küba’lı yaşlı bir balıkçı 84 gün boyunca tek bir balık dahi avlayamaz. Bu durum Santiago’nun yanında çalışan Manolin adlı yardımcısının ailesince hoş karşılanmaz. Manolin, ailesinin ısrarları sonucunda Santiago’nun yanından ayrılır ve bir başka balıkçının yanında çalışmaya başlar. Ara sıra yaşlı balıkçının yanına gelip yardım etmeye devam eder. Santiago, 84. günün sonunda bir kılıç balığıyla eve döndüğünde O’nu ilk karşılayan yine Manolin’dir.

Ünlü yazar Ernest Hemingway’ın bir eseri Yaşlı Adam ve Deniz. Pek de bilindik aslında. Renk Yayınları’ndan çıkmış. Benim tarafımdan ise tatsız tuzsuz bir okuma deneyimiydi. Yayınevi seçimi konusunda daha dikkatli olmam gerektiğini bana bir kez daha hatırlattı.

20 Kasım 2014

Dudaktan Kalbe


Dudaktan Kalbe, Reşat Nuri Güntekin tarafından 1925’te yazılmış, Lamia ve Hüseyin Kenan adlı iki gencin aralarındaki ümitsiz aşk hikayesini konu edinmiş bir roman. Pek romantik, pek hüzün dolu. Cümleler uzun olduğu ve eski Osmanlıca sözcükler yoğun olarak kullanıldığı için ilerlemek sabır istiyor.

Yazarı okumaya devam ediyorum ama, Reşat Nuri Güntekin ismini duyduğumda aklıma hala ilk gelen eser, “Çalıkuşu".
 
# #

Yazar: R.Nuri Güntekin, İnkılap Kitabevi, 20. Basım, Sayfa sayısı: 287

19 Kasım 2014

15 Ekim 2014

Son Kuşlar

Yine severek okuduğum bir Sait Faik kitabı… O’nun, Burgazada’ya, denize, balığa, balıkçılara, oltaya, ağlara,… olan tutkusu malum. Son Kuşlar’da da bu güzelliklerle harmanlanmış hikayeler var. Sait Faik’in bazı hikayelerinde beni için için coşturan ve yaşama sevincimi körükleyen bir taraf var. Son Kuşlar da bende bu etkiyi yaptı.

Eser, İş bankası Kültür Yayınları’nın birbirinden bağımsız toplam 19 hikayeyi bir araya getirmesiyle oluşmuş. En sevdiklerim, “Haritada Bir Nokta”, “Gün Ola Harman Ola” ve “Kırlangıç Yuvasındaki Kadın” adlı hikayeler oldu.

Son sayfalarında Darüşşafaka Eğitim Kurumları (kuruluş: 1863) ile bağlantısını anlatan yazıyı okuduğumda Sait Faik'i bir kez daha sevdim.
Alıntılar:

“Bulamayan” dan:
Ölümden daha korkunç şey olur mu diyeceksiniz. Olur: Felaketlerin en büyüğü akıldır. Onu yarım yamalak bile olsa bulduktan sonra kaybetmek, ölümlerin içinde en dehşetlisidir.

İşte Kınalı İskelesi… Kınalıdan da vapurumuz kalktı. Artık denizin dibi kapkaranlık kesildi. Denizin dibine iki yüz metreden sonra, yedi rengin yalnız moru girer. Orada hiç bitmeyen lacivert bir gece vardır. Bu gecenin içindeki canlıların ışıkları kendiliklerindendir. Tıpkı yıldızlar gibi.
“Gün Ola Harman Ola” dan:

"Siz bir adamı hiç görmeden, iki dakika evvel öyle bir adamın İstanbul ilinde yaşadığını bile bilmeden, birdenbire, zanaatından ve adından seviverdiniz mi? İçinizi hiç bilmediğiniz bir İstanbul semtinin akşamı kaplarken ve evinin önünde oturup sigara içen, gözkapakları kirpiksiz ve kıpkırmızı ihtiyar bir adamı hayranlıkla, sevgiyle, saygıyla andınız mı? Hiç içinize taş gibi, ağır bir su gibi bir sevgi oturdu mu? Oturmamışsa Allah aşkına vazgeçin şu yazımı okumaktan.

“Haritada Bir Nokta” dan:

"Tabiat, çoğunca dosttur. Düşman gibi gözüktüğü zaman bile insanoğluna kuvvetini ve kudretini tecrübe imkanları veren, yüz vermez bir babadır. Fırtınasında kayığını batırdığı zaman yüzmesini, rüzgarında kulübenin damını uçurduğu zaman daha sağlamı, daha hünerliyi bulmayı öğretiyor; canavarıyla karşı karşıya bıraktığı zaman adale kuvvetini sınıyordur.

“Kırlangıç Yuvasındaki Kadın” dan:

İstersem kırlangıç yuvasına bir kadın oturtur, saçlarını taratırım. İstersem kırlangıç yuvasına ateşböceğinden bir avize takarım. İstersem kırlangıçla yuvasındaki kadına, sanki günahmış gibi, günah işletirim bu ışığın altında. Derim ki, bir kırlangıç bütün bir yaz boyunca tam iki milyara yakın kumuç, tatarcık, sinek avlar. Ne dersem derim. Kimsecikler karışmaz. Birçokları sevinirler de, insanoğlunun insanoğluna yaptıklarını görüp de anlatmadığıma… Ne yapayım, benim zanaatım da bu: Yazı yazmak…"

# #

Yazar: Sait Faik Abasıyanık
Türkiye İş Bankası Kültür Yay.

Sayfa sayısı: 137

13 Ekim 2014

İçimizde Bir Yer

İçimizde besleyip büyüttüğümüz, zaman zaman yansıttığımız, zaman zaman dışa vurmaktan çekindiğimiz, zaman zaman varlığından haberdar bile olmadığımız duygularımızın tercümanlığını yapıyor Ahmet Altan. Kendi iç sesini çokça dinlemiş, içerde neler olup bittiğine çokça dikkat etmiş belli ki. Ve ortaya yılların tecrübesiyle sınanmış, özenle damıtılmış duygular çıkmış… Hem de öylesine enfes, öylesine rahat bir üslupla anlatılan…

Alıntılar:

Şaman büyücülerin kötülüklere karşı omuzlarından geriye attıkları tuz parçacıkları gibi maziye doğru fırlatıp attığımız hatıralar, bir hayaletler panayırında canlanıveriyorlar. Tek tek bütün günleri buluyorsunuz o panayırda. Şu çok sevindiğim gündü, şu beni acıyla kıvrandıran gün, hangisinin ne zaman geleceğini bilmiyordum ve hepsi geldiler. Binlerce siyah balon gibi uçtular semalarımda. Her biri patlayıp içinden bir başka renk, bir başka hayat, bir başka yüz, bir başka duygu çıkarttı.”
Çıplak bir çingene çocuğu gibi günlerin arasında eşinip neyi arayacağım? Huzur mu isteyeceğim, heyecan mı, şeytan uçurtmaları gibi uçup gideceğim günler mi isteyeceğim, unutulmuş bir verandaya bırakılmış eski bir koltuk gibi durduğum yerde durmayı mı?

Hatıralarla, en acılarıyla bile başa çıkabiliyorum. Gelecekle ilgili sorularla da başa çıkarım. En tehlikeli, en korkutucu, en yakıcı olanlarıyla bile…
Aşk geldiğinde, ellerinizi açıp avuçlarınızda sıkı sıkıya tuttuğunuz gerçeklerin akıp gitmesine izin verin. O, size daha iyisini verecektir. Ellerinizi açmazsanız yok eder sizi.

İçimizi huzurlu kılacak, isteğin şefkatle karıştığı bir sarılışın bizi ikna edebilecek bir taklidi yok. Sesimiz gibi sarılışımız da çok derinimizden, içimizden geliyor ve taklit edemeyeceğimiz kadar bize ait.
Bu söylediğimin doğru olup olmadığından hiç emin değilim ama, bana öyle geliyor ki sanki hepimiz içimizde bir başkası için ayrılmış bir yerle doğuyoruz. Bir parçası kayıp bir bulmaca gibi…

Bazı sahneler, bazı cümleler vardır ki, okyanusların en karanlıklarında yüzen fosforlu balıklar gibi hafızanızın derinliklerinde ışıklar saçarak yalnız başlarına dolaşırlar. Kendi içinize kapandıkça, yalnızlaştıkça, hayatın görünen yüzünden kaçıp diplere daldıkça, o sahnelerle cümlelerin ışığı daha keskinleşir, renkleri daha canlanır. Onlara dokunmak istersiniz.
Hep aynı güçle özledim. Özlemeyi hep iyi bildim. Kavuşmakta ise hep acemiyim.

# #
Yazar: Ahmet Altan

Alkım Yayınevi-2004
Sayfa sayısı: 160

9 Ekim 2014